Bahreyn’den sevgilerle…

 

 

Gevşek bağlanmış başörtüsü, elinde sigarası ve yüzünde çok hınzır bir ifadeyle bana doğru yürüdü. Yanıma geldiğinde, El Cezire’de çalışan Amerikalı genç gazeteci Michael’in onun hakkında anlattığı şu hikaye son sözcüklerine ulaşıyordu:
“Alaa’nın kocası Bahreyn’de hapiste. Ayaklanmadan sonra alındı ve en iyi ihtimalle altı ay sonra çıkacak. Adı Gazi. Bahreyn’de olanlarla ilgili yabancı gazetecilerle konuştuğu için içeri alındı. Bir çocukları var. 2 yaşında. Gazi dört aydır içeride.”
Bu acı hikaye bittiğinde Alaa bize doğru son adımını atmıştı ki, bana bakıp şöyle dedi:
“Eveeet! İşte geldim. Artık ‘Kocamı hapse attılar. Ben zavallı bir Arap kadınıyım’ rolünü oynayabilirim. Boşversene Michael! Adamı bir süreliğine içeri almaları iyi. Belki böylece okuması gereken kitapları okuyup bir şeyler öğrenebilir. Umarım benim siyasi birikimime ulaşması için altı ay yeterli olur!”
Michael ve Alaa hafif kırık olsa da gülmeye başladılar. Ben gülmek için birkaç saniye bekledim. İranlı genç belgesel yönetmeni Nura’nın Beyrut’taki evindeki yemekte, belirgin Londra aksanlı Bahreynli genç bir kadının ağzından çıkıveren, İngiliz sarkazmıyla Arap mizahı karışımı bu cümleleri pek de beklemiyordum.
“London School of Economics mi?” dedim, “Hay Allah, o kadar belli oluyor mu?” dedi karşılığında. Ve böylece konuşmaya başladık Bahreynli acılı genç kadınla konuşmaya!

Üzeri başarılı bir şekilde kapatılan, El Cezire’nin hakkında hiçbir şey söylememek için direndiği Bahreyn’in içini anlattı. Alaa’nın babası Arap dünyasında önemli bir siyasi figür. Londra’da doğup büyüyen Alaa yıllar sonra yine Londra’da evlendiği kocasıyla birlikte Bahreyn’e dönmeye karar vermiş. Üniversitede ekonomi öğretip çocuk doğurmak için. Gel gör ki Bahreynliler devrim yapmaya karar verip de işler karışınca…
“Niye hemen Londra’ya dönmedin?” diye sordum. Sigarasından uzun ve çok zarif bir nefes çekip şöyle dedi:
“Ayaklanma başlayınca… Yeniden insan olmuştum. Devrim bu demek zaten. Yeniden insan olmak demek. Oradan geriye dönemezsin.”
Alaa çok zayıf. Hep böyle miydi?
“Yok canım. 15 yaşımdaki kiloma döndüm. Şu aktivistlik yorucu kardeş! Geze geze kocanı anlat! Böyle fitness yok yani!”
Bu boşvermiş tavrının geçmesi Bahreyn’de gerçekte neler olup bitiyor meselesini olabilecek en Londralı ve en esprili şekilde anlatması sadece bir kaç dakika daha sürdü. Petrolü bitmekte olan Bahreyn’deki sosyal çalkantının nasıl Şii yoğun yoksul sınıfın öfkesine dönüştüğünü anlattı. Eşinden çok da altını çizmeden söz ediyordu, çünkü bir tek o değil, yüzlercesi içerideydi. “Benimki içeride giderek daha sertleşiyor. Sıradan bir adam olarak girdi, devrimci olarak çıkacak görünüşe bakılırsa. İyice devrimci oldu başımıza! Bir müslüman olarak da sertleşiyor” dedi hikayenin bir yerinde ve şu şakayla bitirdi sözünü:
“Ona dedim ki geçen gün ‘Bana bak arkadaşım, sakın dışarı çıkıp bana radikal Müslüman erkek havaları taslamayı filan aklından geçirme!'”
Dünyanın bütün İngiliz sarkazmı ve Arap coğrafyasının toplam şakacılığı bile kocasını ve oğlunu ne kadar özlediğini gizleyemezdi elbette. Ama Alaa’nın işi şimdi bu, Beyrut gibi, Arap dünyasının bütün düşünce hayatının beslendiği bir yerde durup ve hiç durmadan olup bitenden söz etmek. İşe yarıyor mu peki? Şimdi oturup yazdığıma göre… Öyle olmalı.
Doğrusu Bahreyn’den bize ne, öyle değil mi! Ne de olsa memlekette her zaman herkese yetecek kadar “mesele” var. Doğrusu Mısır, Tunus ve Lübnan dururken ben de pek ilgilenmemiştim bu küçük Arap adasında neler olup bittiğiyle. Ama bir insan tanıyınca artık dünya haritası değişiyor sizin için. O insan nereden gelmişse o şehrin soğuk adı kalkıyor haritan, o şehir ismi yerine bir insanın yüzü geliyor. Ondan sonra artık ilgilenmemek diye bir şey söz konusu olmuyor. Politika, hayat ve insan ilişkisi hala yüz yüze. Hala her şey hep dokunarak.

Beyrut’ta Arap dünyasındaki ayaklanmaları örgütleyen, yönlendiren ve şimdi kendi ülkeleri üzerine internette yazan, eylem yapan aktivistlerle birlikteydim geçen gece. Herkesin içtiği gecede Alaa önünde bir meşrubat şişesiyle durmadan, en zarif şekilde kocasını anlatıyordu. Düşündüm de sanırım Alaa ve Alaa gibi insana dokunarak meselesini anlatanlar hala daha güçlüydü. Alaa’nın ülkesi, insanları ve eşi için duyduğu aşka “bağlanmak” (connect) hiç değilse benim için daha kolaydı.  

Alaa’nın Bayreyn’de olup bitenin dibini anlattığı bir yazı var web’de. Tatlı yazılmış. İngilizce okuyanlara tavsiye ederim.

 

This entry was posted in TR and tagged by News4Me. Bookmark the permalink.

About News4Me

Globe-informer on Argentinian, Bahraini, Bavarian, Bosnian, Briton, Cantonese, Catalan, Chilean, Congolese, Croat, Ethiopian, Finnish, Flemish, German, Hungarian, Icelandic, Indian, Irish, Israeli, Jordanian, Javanese, Kiwi, Kurd, Kurdish, Malawian, Malay, Malaysian, Mauritian, Mongolian, Mozambican, Nepali, Nigerian, Paki, Palestinian, Papuan, Senegalese, Sicilian, Singaporean, Slovenian, South African, Syrian, Tanzanian, Texan, Tibetan, Ukrainian, Valencian, Venetian, and Venezuelan news

Leave a Reply