Libya ve Bahreyn gibi ülkelerde yaşayan kadınlar 1. Ortadoğu Kadın Konferansı’nın yarattığı enerjinin dilin ötesinde bir birliktelik yarattığını belirtti. Pakistanlı şair Sarah Husein’de dünyada üçüncü yolu ancak işgal altında olan kadınların yaratabileceğini söyledi.
Diyarbakır’da yapılan 1. Ortadoğu Kadın Konferansı’na katılan, yazıları ve eylemleriyle ABD’de Ortadoğulu kadınlarla ilgili toplumsal cinsiyet, cinsellik ve şiddet üstüne popüler söylemleri eleştirerek, müdahalelerde bulunan Pakistanlı şair Sarah Husain, Pakistan’ın çok farklı kimliklere sahip olduğunu belirtti. Azınlığın üzerinde çoğunluğun hakimiyetinin olduğunu ifade eden Husain, “Pakistanlı kadınlar Pakistanlı devlet tarafından işgal altındalar da diyebiliriz” dedi. Aşırı yoksulluktan kaynaklı bir sınıf mücadelesinin de söz konusu olduğunu dile getiren Husain, kadınların çok yoksul olduğuna vurgu yaptı. Pakistan’da feminist hareketin oldukça büyük olduğunu ve bu hareketi Hindistan’da verilmiş olan sömürgecilik karşıtı mücadeleye kadar götürmenin mümkün olduğunu dile getiren Husain, “Çünkü kadınlar o dönemden beri diktatörlüğe karşı savaştılar. Sivil toplumun içinde çok aktif bir şekilde yer aldılar. O yüzden feminizmi sömürgecilik karşıtı harekete kadar bağlantılandırabiliriz. Feminizmin şu andaki tanımlarına baktığımız zaman iki farklı koldan bahsedebiliriz. Bir tanesi batı merkezli feminist anlayış. Ve bu Pakistan’da şu anda çok yaygın. Batının ideal olarak gördüğü şeylerini benimseyerek yükselen bir hareket. Fakat burada benim aklıma şu geliyor: Kadın denilen şeyi nasıl algılıyoruz? Kadının özgürlüğünü nasıl algılıyoruz? Bu konuda ben batılı fikirlerden ayrıştırıyorum kendimi. İkinci bir kol ise reaksiyon gösteren İslamik gelenekselci hareket. Ben bunlardan da kendimi ayrıştırıyorum. Çünkü onların da bir noktada bizi zincirlediğini ve bağımlı hale getirdiğini düşünüyorum. Özgürleştirici bir hareket olmadığını düşünüyorum. Aynı zamanda kendimi batılı feminist olarak da tanımlamıyorum. Çünkü onların da benim inançlarıma uymayan, benim geleneklerimi reddeden bir tavırları olduğunu düşünüyorum. Feminist meselenin sadece kamusal alanda görünürlük ve eşitlikten ibaret olduğunu da düşünmüyorum. O yüzden batılı feministlerden kendimi bağlantılandırmıyorum” ifadesini kullandı.
‘Üçüncü yolu üçüncü dünya kadınları yaratabilir’
Husain, “Ben İslamcı ve batılı alanın dışında üçüncü bir alan yaratılması gerektiğine inanıyorum. Ben bu konferansa o yüzden çok anlam biçiyorum. Çünkü bu konferans üçüncü bir alan yaratabilecek bir konferans. Çünkü burada biz üçüncü dünya ülkelerinden gelen kadınlar, işgal altında yaşayan kadınlar olarak bir araya gelerek ne yapacağımızı konuştuk. Yeni bir yol nasıl yaratabiliriz kendimize, bunu tartıştığımız bir ortamda onun için çok mutluyum” dedi. Kürt bölgesinde feminist bir konferansın yapılacağını duyduğunda çok heyecanlandığını belirten Husain, “Bu çok güçlü bir çalışma. Çünkü bir yandan Kürt kadınları işgal altındalar. Toprakları işgal edilmiş durumda. Böyle şartlarda yaşıyorlar. Bir yandan Arap kadınlarını buraya davet ediyorlar. Ben örneğin acaba Arap feministleri Kürt kadın hareketi için ne diyecek? Ve buna karşı Kürt feministleri ne düşünecek? Aynı zamanda aklımda bu kadınlar için Pakistan ne ifade ediyor? Pakistanlı kadınlar ne ifade ediyor? Bunu merak ediyordum. Tabi Pakistanlı kadınları da Arap feminizmi ile ilişkisini düşünerek sorguluyordum. Hem Arap feminizmi hem de Arap ayaklanması bu noktada çok önemli. Ve Arap feminizminin çerçevesinde Pakistan’ı nereye koyabiliriz diye düşündüm. O yüzden de bu konuları tartışmak ve bu konular ile ilgili fikir alışverişinde bulunmak beni çok heyecanlandırmıştı” diye konuştu.
‘Dilin ötesinde bir birliktelik sağladık’
Konferansın yarattığı enerjinin çok anlamlı olduğuna dikkat çeken Husain, “Daha önemli olan bu konferansın yarattığı enerjidir. Ve dilin ötesine giden bir ilişkilenme yaratabilmesidir. Bunu yaratabildiğini düşünüyorum. Çünkü hepimizin dillerimiz farklı olsa da aynı tarihsel gerçekleri yaşadığımızı ve ortak yönlerimizin olduğunu düşünüyorum. O yüzden de dilin ötesine geçme olanağımız var. Her ne kadar bir şair olarak kelimelerin yarattığı anlamlar ve duygulara çok önem versem de ben kelimelerin ötesinde de anlamlar yaratabileceğimizi düşünüyorum.Ve bu konferansta konferansın verdiği enerji ile birbirimizle bağlandığımızı düşünüyorum” dedi.
‘Bahreyn’de kadına yönelik şiddet fazla’
Bahreynli gazeteci yazar Basema Nouman Al Qassab, Bahreyn’deki demokratik reform hareketlerine katıldığını ve eylem görüntülerinden dolayı işten uzaklaştırıldığını belirtti. Kültürel boyutlu okumalara yoğunlaştığını ifade eden Qassab, Bahreynli kadınların kanunlarla sorunlarının olduğunu söyledi. Şimdiye kadar cins mücadelesini çocuklara anlatmak için Bahreyn’de önemli çalışmalar yaptığını ifade eden Qassab, “Bahreynli kadınlar çok hürmetkardır. Erkeklerin gölgesinde yaşadıkları doğru değil. Bir karanlık Bahreyn’in genelinin üzerinde var. Kimse kadınların mutlu olmasını istemiyor. Biz de bunları değiştirmek için çalışıyoruz” dedi. Yine Bahreyn Krallığı’ndan gelen kadın aktivist Fatima Abdullah da Bahreyn’deki çocukların ve gençlerin yüksek okullara devamlılıkları hakkında geniş çalışmalar yaptığını belirtti. Bahreyn Kadınlar Birliği üyesi, CEDAW gölge raporu hazırlayıcılarından olduğunu ifade eden Abdullah, “Biz herşeyden önce Bahreynli kadınların anayasada haklarının olmasını istiyoruz. Din ile sünnilik ile işimiz yok. Biz artık diyanetin güdümünden çıkmak istiyoruz. Bahreynli kadınların örgütlü gücü çok fazladır. Hem evin içinde hem dışında kadına yönelik şiddetin artık sona ermesini istiyoruz. Kadınların artık evin dışına çıkmasını ve haklarını daha güçlü aramasını istiyoruz. Bu konferans ile umudumuz daha güçlendi. Biz bu konferans ile Kürt kadınlarını da tanımış olduk. Biz Kürt kadınlarının tecrübelerinden büyük bir fayda sağlamayı umuyoruz” ifadelerinde bulundu.
‘Libya’da kadınlar devrimdeydi ama…’
Zawia Sivil Toplum Birliği ve Zawia Devrimci Savaşçılar Birliği’nde kadın bölüm başkanı olarak çalışan Najat Dau da, Libya’da kadınların güçlendirilmesini amaçlayan, Kadınlarının Sesi (VLW) Danışma Kurulu üyesi olarak, tüm proje ve stratejik görevlerde yer aldığını kaydetti. Dau, “Adalet Olmadan Barış Yok Projesi” kapsamında yerel sorunların çözümünde çalıştığını ifade etti. Libya’da gelişen devrimde erkeklerle yan yana mücadele ettiklerini ifade eden Dau, “Fakat devrimden sonra bizim haklarımız geri plana itildi. Çünkü bizim toplumumuz erkek toplumudur. Hem temsili bazda hem çalışmalarında kadının önplana çıkarmamaya çalışmakta. Tabii biz de tersini yapmaktayız” dedi. En büyük beklentisinin Kürt kadınları başta olmak üzere farklı ülkelerin deneyimlerini kendi ülkesine taşımak olduğunu söyleyen Dau, bölgede yaşayan bütün kadınların benzer deneyimler yaşadığını ve konferansla bunu ortak bir mücadele hattına dönüştürmenin hayati önemde olduğunu kaydetti.
‘Sakineleri tanımak umut ve coşku veriyor’
Bingazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde akademisyen olan Salwa El Daghili, Libya’da Kaddafi’nin düşmesinden sonra oluşan Meclis’te çalışmalarına devam ettiğini belirtti. Daghili, “17 Şubat’ta Libya’da Kaddafi’nin yönetimden düşmesinden sonra kadın hareketi oldukça yaygınlaştı. Ve bu hareket içinde kadınların sivil bir takım örgütlenmeleri oluştu. Sosyal ve kültürel anlamda kadınların hakları açısından oldukça önemli gelişmeler kaydettik. Bu çalışmaları biz hala kanunlaştıramadık. Fakat bunları kanunlaştırmak için ciddi çabalarımız var. Kadınlardan aldığımız desteklerle ve bu konferanstan öğrendiklerimizle sanırım birçok şeye ışık tutacak sorunlarla geri döneceğiz. Biz işin gerçeği Libya’da genel olarak Kürt davası hakkında belirli bilgilere sahibiz. Kadınların özgürlük mücadelesi ile ilgili bilgiler çok yok. Ama ben belirli bir dönem Paris’te yaşadım. Ve Sakinelerin Paris’te öldürüldüğü zamanda ben oradaydım. Bundan kaynaklı bir çok protestoya katıldım. Onların mücadelesini öğrenmek bize coşku ve umut veriyor” dedi.
‘Tunus kadınlarının ciddi bir mücadelesi var’
Tunus Demokratik Kadın Birliği Başkanı Ahlem Belhadj ise, “Tunus kadınının özgürlükleri eşitlikleri için mücadelesi yeni başlamadı. Bundan 30 yıl öncesine dayanan kadın mücadelesi var. Kadınlar laik mücadelede yer almışlardır. Bu yasalara da yansımıştır. Fakat son dönemde Tunus’taki hareketlenmelerde Tunus kadınlarının ciddi bir mücadelesi olmuştur. Dolayısıyla bizim her zaman bir mücadelemiz olmuştur. Biz bunun çalışmasını bugün de sürdürüyoruz. Ben Tunus Demokratik Kadın Birliği’nin başkanıyım. 1989’da kurulan bu cemiyetin hala çalışması var ve oldukça geniş bir üyeye sahip. Bu kadının bağımsızlıkçı eşit haklarının elde edilmesi için mücadele eden bir hareket durumundadır. Biz Tunus’ta kadın haklarının yasalara geçmesi ve yeni oluşturulacak anayasada yer alması açısından ciddi çabalar vermekteyiz. Tabi ki ben bu konferansa katıldım. Bu bizim için son derece önemlidir. Ciddi sonuçlarla çıkmamız ve yeni bir araç oluşturarak mücadelemizi yükseltmesini temenni ediyorum” diye konuştu.
‘Bölge kadınları olarak bizim alternatiflerimiz var’
Tunuslu Kadınlar Koalisyonu üyesi Salwa Ben Afia Giga ise Tunus devriminin yüzünü kadına dönmesi için mücadelesi ettiklerini dile getirdi. Tek ses olarak orada mücadele etmenin çok önemli olduğuna dikkat çeken Giga, tarihin kendilerinden yana olduğunu ifade etti. Kanunların farklılık gösterdiğini belirten Giga, “Bölge kadınları olarak bizim alternatiflerimiz var. Amerikalıların dayatmalarına karşı gelebiliriz. Tunus devrimi siyasi yönü belirgin olan bir devrimdi. Kadınlar ölümle tehdit ediliyor. Siyasi İslam şiddeti bir araç olarak kullanıyor” dedi. Kanun önünde herkesin eşit olması gerektiğini belirten Giga, Tunuslu kadınların tarih boyunca çok eşliliğe karşı geldiğini vurguladı. Giga, temel önceliklerinin kazanılmış haklarının yasalaştırılması yönünde olduğunu ifade etti.