Türkiyenin kredisi AK Partiye

Otuz sekiz seneyi aşkın profesyonel tecrübesi ile üst düzey bir bankacı olan Adnan Ahmed Yusuf öncelikle 1970’lerde Türkiye’ye geldi. Arab Banking Corp.’da (ABC) 20 seneyi aşkın süre üst düzey yöneticilik yaptı, iki devre boyunca Arap Bankalar Birliği (UAB) başkanlığını yürüttü. Arap dünyasında gerçek bir hayırsever olarak biliniyor ve gerçekleştirdiği sosyal mesuliyet projeleri nedeniyle de 2014’te BM İyi Niyet Elçisi seçildi. 

1984 yılında kurulan ve Türkiye’nin ilk katılım bankası olan Albaraka Türk, Türkiye’de faizsiz kazanç anlayışının mihenk taşlarından biri oldu. Bankanın ana ortağı Bahreyn merkezli Albaraka Banking Group CEO’su Adnan Ahmed Yusuf ile 30 yıllık Türkiye tecrübesini, Türkiye’deki değişimi ve katılım bankacılığını Yeni Şafak için konuştuk.

Türkiye’yi tanıyan ve burada faaliyette bulunan bir bankanın üst düzey yöneticisisiniz. Bu 30 seneyi özetler misiniz?
Türkiye ile ilk işimi 1983’te yaptım. O dönemlerde Arab Banking Corporation’da (ABC) çalışıyordum. Bir tür sendikasyon kredisi olan yaklaşık 120 milyon’luk ilk işlemimizi Ziraat Bankası’ndan gerçekleştirmiştik. 1970’leri yeni yeni atlatan Türkiye’de işler çok zordu. Daha sonra birçok yabancı banka Türkiye’ye geldi. Albaraka 1985’te faaliyete geçti. Son 10 yıldaysa, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iktidar döneminde çok değişiklik yaşandı. Finans kurumlarına, ihracatçıya, ithalatçıya, yatırımcıya kapılar açıldı. Bu krediyi AK Parti hükümetine vermek gerekir. Bu memleket için çok şey yaptılar.
DEĞİŞİMİ YABANCILAR DAHA İYİ GÖRÜYOR
Türkiye gerek konumu, gerekse sahip olduğu kaynaklarla büyük bir potansiyele sahip. Sadece petrolünüz yok fakat bu aleni da kapatılırsa Türkiye’nin, cari aleni, rezerv vs gibi sıkıntıları kalmayacak. Türkiye’de nihai 15 senede yaşanan gelişmeleri siz burada olduğunuz için göremeyebilirsiniz fakat biz yabancılar için çok belirgin değişiklikler bunlar. En yalın misal, yabancı dildir. Eskiden lisan bilen adam bulmakta o kadar zorlanırdık ki şimdi herkes değil İngilizce, diğer başka diller konuşuyor. Kısa sürede bu ülkede çok şey yapıldı. Bir memleket için 30 sene bir gün kadar kısadır. 
Türkiye’deki yatırımlarınız ile ilgili olarak hiç pişmanlık ya da ümitsizlik duydunuz mu?
Yatırımınızın size dönmesini sağlayan en mühim faktörlerden biri o ülkenin nüfusudur. 30 sene evvel geldiğimde 60 milyon olan nüfus bugün 80 milyona yakın. Türkiye’de dahil talep yüksek, Körfez ülkelerindeki gibi hariç öğrenci göre proje üretilmiyor. Ürettiğinizi direkt dahil piyasada tüketebiliyorsunuz. Ayrıca adam ve hayat kalitesi oldukça yüksek.
GÜÇLÜ İHRACAT VE TURİZM İÇİN ALTYAPI ŞART
Rahmetli Başbakanınız Turgut Özal ve kardeşi Yusuf Özal ile Harbiye orduevinde buluştuk. Ben ABC’nin başkanı Abdullah Saudi ile beraber gitmiştim. Abdullah Bey Özal’a dedi ki; “Sayın Başbakanım, yabancı bankalardan bol kredi çekiyor ve bütün bunları alt bina projelerine aktarıyorsunuz.” Rahmetli Özal da döndü ona şöyle yanıt verdi: “Abdullah Bey, ziraat üretimimizin çoğu ülkenin doğusunda. Alıcı ise batıda. Bu nedenle altyapıya, yollara, depolamaya çok yatırım yapmamız lazım ki bu ürünler alıcısına doğruca ulaşabilsin. Bunlar, Avrupalılara vaktinde ulaşmazsa zarar olur. İhracatı ve turizmi kuvvetli bir memleket olabilmemiz için alt bina koşul.”
REKABET iLE KATILIMIN PAYI YÜZDE 10’U AŞAR
Ülkemizdeki ilk katılım bankasısınız. Bu sene devlet bankalarının üçü de katılım bankacılığına başlıyor. Sektörden beklentiniz nedir?

Benim yeni gelecek üç oyuncudan daha da fazlasına ihtiyacım mevcut. Çünkü katılım bankaları olarak Türk bankacılık sektörünün içinde yüzde üç ya da dört paya sahibiz. Biz büyük olduğumuzu sansak da umumi içinde çok düşük bir paya sahibiz; yüzde 10 bile etmiyor. İşte bu üç yeni oyuncu ile birlikte umuyoruz ki pazar payımız yüzde 10’u aşar. Türkiye ekonomisi hala büyüyor. Bugün yüzde 10, yıla yüzde yedi olabilir. Ama bunun bana bir zararı yok. Katılım bankacılığına yeni oyuncuların gelmesinden memnunuz zira rekabeti severim.
‘YENİ OYUNCULARLA LOBİ GÜCÜ ARTIYOR’
Ayrıca, ancak bilgi paylaşımı ile maksimum noktaya gelebiliriz. Türkiye’deki bu mahalli bankaların katılım bankacılığında yer almaları, müşterilerin katılım bankaları konusunda ikna edilmesini kolaylaştıracaktır. Ayrıca, lobi yapabilme gücü veriyor bize bu vaziyet. Düşünsenize, devlet bankaları ile birlikte bazı yönetmelikler, kurallar için lobi gücünüz artar ve sesiniz daha gür menfaat çünkü ekonomiye katkınız artıyor.
HEDEFLERE ULAŞILDI AMA DAHA FAZLASI LAZIM… 
Katılım bankalarının umumi bankacılık sektörü içindeki payı ne sebepten bu kadar düşük kaldı?

Katılım bankacılığının toplasanız 35 yıllık bir geçmişi mevcut. İtiraf etmeliyim ki ilk 20 senede ancak kurumları oturtabildik. Yani piyasa tecrübemiz henüz 15 seneden ibaret. Türkiye’deki, dünya genelindeki ticari bankaların geçmişi ise 300 seneyi buluyor. Bu bankalar krizlerden, değişim süreçlerinden geçtiler. İşte biz de bu geçmişe sahip bankalarla, piyasalarla başa çıkmaya çalıştık.  
Biz başka bankalarla beraber mevcut olmayı istiyoruz. Eğer alıcı İslami kurallara müsait ürünler isterse hoş gelmişler. Geleneksel bankalarla çalışmak isterlerse de onların tercihi. 
Türkiye Müslüman bir memleket olmasına karşın katılım bankacılığın oturması ve tercih edilmesi ne sebepten uzun vakit aldı? 
Temel neden eğitim. Çoğumuz Avrupa’da eğitim aldık. Şimdilerde ise birçok Arap ülkesinde, Malezya’da geleneksel eğitimin yanında İslami finansa dair lisans, yüksek lisans eğitimi veriliyor. Biz de Bahreyn’de hükümetle anlaşma yaptık. Okullarda öğrencilere İslami finans öğretiliyor.

‘Katılım’ ismi İslami finansa çok yakıştı

İstanbul’un finans merkezi olma çalışmaları mevcut. Sizce Türkiye İslami finansın da merkezi olabilir mi?
Türkiye’nin Asya’da ve Avrupa’nın bir kısmındaki ülkeler için İslami finans merkezi olma şansı olduğuna inanıyorum. Mesela katılım bankacılığı adı ilk telaffuz edildiğinde Şeyh Salih (Şeyh Salih Abdullah Kamil, Albaraka Banking Group Yön. Kur. Bşk.) beni aradı ve dedi ki “Adnan, İslami bankacılık için en doğru olan sözcük katılım. Çünkü biz müşterilerimizin üstlendiği riske de, siyah da iştirak ediyoruz.” Bence Türkiye İslami usullere göre çalışan bankacılık sistemi için katılım bankası demekle en doğru işi yaptı. Arapçada doğru olan karşılığı da müşareke.
Türkiye, bilhassa Türki cumhuriyetlerden istifade edebilir mi bu anlamda?
Türki cumhuriyetler Türkiye için büyük potansiyel. Yanlış anlamazsanız dostane bir eleştiride bulunacağım. Türk bankacıları, iş insanları ürünlerini pazarlarken daha agresif olmalı, onları daha fazla tanımalıyız. Ayrıca, Türk ürünleri kültürümüzle Avrupa mallarına kıyasla daha uyumlu.

YARIN:  Katılım bankacılığındaki riskler neler? Katılımın dayandığı İslami kaideler ve Körfez ülkelerindeki bankacılık sistemi nasıl işliyor?

Kaynak:Yenişafak İnternet Yayını

This entry was posted in TR and tagged by News4Me. Bookmark the permalink.

About News4Me

Globe-informer on Argentinian, Bahraini, Bavarian, Bosnian, Briton, Cantonese, Catalan, Chilean, Congolese, Croat, Ethiopian, Finnish, Flemish, German, Hungarian, Icelandic, Indian, Irish, Israeli, Jordanian, Javanese, Kiwi, Kurd, Kurdish, Malawian, Malay, Malaysian, Mauritian, Mongolian, Mozambican, Nepali, Nigerian, Paki, Palestinian, Papuan, Senegalese, Sicilian, Singaporean, Slovenian, South African, Syrian, Tanzanian, Texan, Tibetan, Ukrainian, Valencian, Venetian, and Venezuelan news

Leave a Reply