Yemen’de savaş ve Ortadoğu

 Suudi Arabistan’ın liderliğinde çoğunluğu Körfez bölgesindeki on Arap ülkesinin oluşturduğu koalisyonun Yemen’e hava harekâtına başlaması ile Ortadoğu gündemi yeni bir cephede tekrar alevlendi. Bu harekâtın arkasında ne var, neler oluyor tartışmasına girmeden önce Yemen hakkında kısa birkaç bilgi ile başlayalım. Osmanlılar, stratejik önem taşıyan Aden’i 1538’de ele geçirdikten sonra Yemen eyaletini kurdu. Mondros Mütarekesi ile elimizden çıkan Yemen’de tarihi boyunca çeşitli kabile savaşları ve mezhep çekişmeleri hiç bitmedi. 1962’de Mısır’ın müdahalesi ile ülke ikiye bölünüp, “Kuzey Yemen” kurulurken, “Güney Yemen” Sosyalist bloka kaydı. 1990 yılında iki ülke tekrar birleşirken, 1993 yılında yapılan seçimleri Kuzey Yemen’in eski cumhurbaşkanı Abdullah Ali Salihi kazandı. 2014 sayımına göre nüfusu, 26 milyon olan Yemen’de %99,1 Müslümanlar yaşıyor ve bu nüfusun %65’i Sünni, %35’i ise Şii’dir. Yemen, Körfezin en fakir ve en kalabalık ülkesidir. Körfez İşbirliği Konseyi’nin üyesi de değildir. Usame bin Ladin’in ailesi (babası) Yemen’den gelmiştir. Yemen fili olarak dört parçaya bölünmüş durumdadır (Harita 1); Kuzey’de Şii Husiler, güneyde Sünni kesim, Güney Hareketi ve Doğu’da Yemen El-Kaidesi. Yemen’de son dönemdeki gelişmeler Arap hareketleri ile başladı. Ülkeyi 33 yıldır yöneten Ali Abdullah Salihi, protesto gösterilerinin ardından Kasım 2011’de görevi bırakmıştı. S. Arabistan, Salihi’yi birkaç kez görevi başkan yardımcısı ve ABD’nin adamı Mansur Hadi’ye bırakmaya zorladı. Vücudunun %40’ı yanacak şekilde ciddi şekilde yaralanmış Salihi, önce kabul etti sonra vazgeçti. Ocak 2012’de de Yemen Parlamentosu, Salihi’ye dokunulmazlık tanıyan yasayı onayladı. Salihi’nin görevini, yardımcısı Mansur Hadi devraldı ama Salih mücadeleden vazgeçmedi. Bu savaş sadece Husilerin değil, Husilerin başını çektiği Yemen’de muhalif geniş bir kesimin ortak savaşıdır. Bu savaşın içinde Şiiler kadar Sünni Müslümanlar ve ona benzer gruplar da bulunmaktadır. Bu yüzden devrik lider Salihi de Husi tarafındadır. Salihi’ye bağlı güçler Husiler ile birlikte Hadi güçlerine savaşıyor.

Yemen’de savaş nasıl gelişti? Kim, ne istiyor?

Şii Husilerin Ensarullah (Allah’ın Arabistan’daki Taraftarları) Hareketi, geçen Eylül ayında başkent Sana’yı ele geçirmişti. Hadi’nin 2 yıllık geçiş sürecinde ekonomik ve sosyal sorunları çözemediğini öne süren Şii Husiler, parlamentoyu feshederek, ülkeyi yönetmek üzere geçici bir başkanlık konseyi kuracaklarını ve konseyin Sünniler’in çoğunlukta olduğu Yemen’i iki yıl yöneteceğini açıkladılar. Bu arada, bugün BM’nin geçerli lider saydığı Hadi’nin parti liderliği, 8 Kasım 2014’de kendi parti kongresinde reddedildi. Ocak 2015’te Husiler başkanlık sarayını kuşattılar ve Şubat ayında ise Yemen geçici hükümetini kurdular. Hadi’nin istifa etmek zorunda kalması üzerine CIA, Yemen’deki operasyonlarına başladı (1). Hadi önce Sana’dan Aden’e kaçırıldı ve Hadi tarafından Aden, geçici başkent ilan edildi. ABD’nin işareti ile Fransa, Türkiye ve Batı Avrupa ülkeleri Yemen elçiliklerini kapattı. Oyunun yeni perdesi 23 Mart’ta Hadi’nin dışişleri bakanının hava müdahale istemesi ile başladı. Bunun üzerine Husiler harekete geçerek mümkün olduğu kadar çok askeri havalanı ve üs ele geçirmeye başladılar. Husiler, 26 Mart’ta Aden’e girince aslında 22 Ocak 2015’te istifa etmiş olan Hadi, planlandığı gibi Suudi Arabistan’a kaçırıldı ve Arap Zirvesi, Yemen’e askeri müdahale kararı aldı. Suudi Arabistan’ın başlattığı Yemen’e hava saldırısına Mısır, Fas, Ürdün, Sudan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Bahreyn de operasyona destek verdi. Salı günü de cumhurbaşkanlığı sarayını ele geçiren Husiler ülkenin yönetimini fiilen ele almış durumdadır. Yemen’de şimdi hem Şii Husiler başkenti kontrol ediyor hem de IŞİD güçleniyor. Husiler, mevcut yönetimi, grubun Eylül ayında başkenti ele geçirmesinden sonra imzalanan Barış ve Ulusal Ortaklık Anlaşması’nı hayata geçirmemekle suçluyor ve Cumhurbaşkanı Mansur Hadi’nin iktidar paylaşımı anlaşması yapmasını talep ediyor (2). Cumhurbaşkanı yardımcısının Husilerden atanmasını istiyorlar.

Ali Abdullah Salihi, cumhurbaşkanlığı sarayının işgal edilmesinin ardından Çarşamba günü erken seçim çağrısı yapmış, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçiminin siyasi krizin çözülmesine yardımcı olacağını savunmuştu. Yemen’e hukuksuz Suudi Arabistan müdahalesi karşısında Birleşmiş Milletler bir kez daha sınıfta kaldı. Barış ve güvenliğin evrensel garantörü BM artık hukuksuz müdahalelere engel olmak yerine onlara formül bulma daha doğrusu emperyalist ülkelerin işine geldiğinde kılıf hazırlama örgütü haline geldi. Suudi Arabistan’ın müdahalesi ile ilgili ne bir başvuru ne bir Güvenlik Konseyi kararı ya da görüşmesi olduğu halde, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, Suudi  Arabistan’ın Yemen’e askeri müdahalesini Cumhurbaşkanı Hadi’nin talebi üzerine  gerçekleştirdiği açıklaması yaptı. Açıklamaya göre, Genel Sekreter Ban, konuya ilişkin 22 Mart’ta BM  güvenlik Konseyi’nde kabul edilen Başkanlık bildirisinin, “BMGK, Yemen’in meşru  lideri Cumhurbaşkanı Hadi’yi desteklerken, tüm ülkelerden Yemen’in birliği,  bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüne zarar verecek her türlü eylemden uzak durma çağrısı yapar (3)” ifadelerini kullandı. Bu karar İran’a karşı verilmiş gibi gözükse de Suudi Arabistan’a müdahale etme yetkisi de vermiyor, halen devam eden dış müdahaleyi de meşru hale getirmiyor. Ensarullah Hareketi, Yemen’e Suudi müdahalesi başlamadan hemen önce, dış müdahale isteyen Hadi’ye tepki gösterdi. Ayrıca, Hadi’nin kendilerine karşı savaşta “Halk Komiteleri” adı altında El Kaide’nin Yemen kolu olan Ensaru’ş- Şeria’yı kullandığını iddia ediyor. Operasyonun başlaması ile Hadi’ye bağlı güçlerin Aden’deki uluslararası havalimanının kontrolünü tekrar ele geçirdiği bildirildi. Yemen’de Husilerin iktidarı ele geçirmesine neden olan gelişmelerin başında Suudi Arabistan’ın Salihi’yi devirmesi yanında onun yerine koyduğu Hadi’nin hükümet içindeki kabilesel, ideolojik, siyasi ve askeri kırılmaları iyi idare edememesi etkili oldu (4).

Suudi Arabistan’ın Yemen içinde tarafları birbirine karşı entrikalarla kullanma metotları ve Salihi dönemi güçlerini önemsememesi, Husilerin güçlenmesine ve taraftar toplamasına yol açtı. Hadi’yi iktidarı getirirken ABD ve Suudi Arabistan, Husilerin bir gün iktidarı ele geçirebileceğine ve diğer kabileler ile birlikte ortak bir cephe kurabileceklerine ihtimal vermemişlerdi. Bu yüzden Hadi, yönetimi boyunca taraflara zulmetmekten ve birbirine karşı düşürmekten başka bir şey yapmadı. Yemen’de Husilerin geldiği konumu değiştirmek çok zor, en azından kısa sürede sonuç alınamaz. Riyad, Yemen içine doğrudan müdahale edecek askeri kabiliyete sahip değil ve bu yüzden Sünni Arap cephesini harekete geçirdi. Suudi Arabistan tıpkı Bahreyn’de yaptığı gibi ülke içine doğrudan müdahale edip, kendi istediği düzeni kurmak istiyor. Bu yüzden Arap Orduları ittifakından medet umuluyor. ABD, Körfez İşbirliği Konseyi’nin (GCC) askeri komutanlığının kurulması ile ilgili uzun süredir çaba harcıyordu. ABD ve İngiltere, bu müşterek komutanlığın alt yapısını sağlayacaklardı. ABD ve İsrail, Yemen tezgâhı sonrası ortaya çıkan Arap ordusu fikrini ellerini ovuşturarak izliyorlar. ABD’ye göre bu ordu öncelikle İran’a karşı elini güçlendirecek, sonra da Arap ülkelerine verilecek güvenlik garantisi ile bölgeye çöreklenmesi yeni bir çerçeve bulacak (5). Bundan sonraki müdahaleler için bu ordunun kullanılması hem masraflarını azaltacak hem de çıkarlarını sağlarken, para da kazanacak. Ancak, Arap ordusu müdahalede bulunsa bile istediği Sünni düzeni kurabilmesi veya bunun yaşama olasılığı güçlü değil. Ekonomik olarak kötü ve fakir bir ülke olan Yemen’de iktidara kim gelirse gelsin dış yardım olmaksızın ülkeyi idare edemez. Uzun dönemli mali yardım yanında ülkenin kıt su kaynakları Sana’yı Riyad ile iyi geçinmeye zorlamaktadır. Çünkü hemen sınırlarındaki Suudi Arabistan varken, 1950 km. uzaktaki İran daha iyi bir müttefik olamaz. Üstelik Suudi Arabistan, Yemen’de Husi yönetiminin dışa açılması ve uluslararası seviyede tanınması için gerekli dış desteği yapabilir. Bu yüzden Husiler, Yemen’in Hizbullah’ı olarak kalmaktansa, askeri gücünü iktidara taşıyacak bir siyasi dönüşümden geçerek, ülke yönetiminin paylaşımı konusunda bir mutabakat sağlayabilirler. Özetle, diplomatik çözüm en iyi yoldur çünkü Suudi Arabistan için asıl tehlike bölgedeki El Kaide veya İslamcı Devlet’in Husileri de (Ensarullah Hareketi’ni) hedef alarak, onun yerini doldurmasıdır.

Öte yandan Riyad’ın Arap Yarımadası’ndaki El Kaide ve diğer bölgesel çatışmalara odaklanması Yemen’deki gelişmeleri görmekte zorlanmasına yol açtı. 2009 yılındaki çatışmalardan ders alan Husiler, Arabistan güçleri ile sınır bölgesinde çatışmak yerine iç bölgeleri seçtiler ve onlarla doğrudan karşı karşıya gelmekten kaçınıyorlar. Suudi Arabistan ordusu, 2011’de Kral Halife yönetimine karşı isyanların patlak verdiği Bahreyn’e de müdahale etmişti. Bahreyn sınırına yakın ve petrol rezervlerinin bulunduğu bölgedeki Suudi topraklarında huzursuz bir Şii azınlık daha yaşamakta ve onlarca yıldır ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmektedirler. Bahreyn’de nüfusun % 55’ini oluşturan Şiiler hem yönetimde söz sahibi değiller, hem de milli gelirden aldıkları pay çok düşüktür. Suudi Arabistan’ın da nüfusun %15’si Şii olup, Yemen sınırına yakın yerlerde yaşamaktadırlar. Suudi Arabistan bu topluluğu kendi güvenliğini ve toprak bütünlüğünü tehdit edebilecek potansiyel bir güç olarak değerlendirmektedir. Yemen’in coğrafi konumunun stratejik önemine, son dönemde Yemen’in dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olduğu iddiaları eklendi. Sky News Amerikan Televizyonu, dünyanın en büyük petrol kaynağının yeraltı petrol rezervleri ile Yemen’de bulunduğunu, bu rezervlerin bir bölümünün Suudi Arabistan’a uzandığını ancak asıl büyük rezervin Yemen toprakları altında olduğunu açıkladı. İddialara göre Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih Amerikalıların petrol ile ilgili isteklerine iki yıl süren görüşmelere sonrası olumlu cevap vermedi ve kendisine suikast düzenlendi. Vücudunda senelerce iyileşmeyecek yanık izleri kaldı. Suudi Arabistan’ın Yemen’e petrolünü 50 senede çıkarma hakkını kendisine verme karşılığında her sene 10 milyar dolar ödemeyi teklif ettiği, ancak Yemen’in bu teklifi kabul etmediği yönünde söylentiler bulunmaktadır. İddialara göre petrol kuyuları İran tarafından desteklenen Husilerin yaşadığı Şii bölgelerde kalmaktadır. (6)

Yemen’in Ortadoğu’daki çatışmalar için önemi..

Aslında Husiler, Suudi Arabistan’a doğrudan tehdit oluşturmuyor. Bugüne kadar Suudi Arabistan; IŞİD, Arap Yarımadası El Kaidesi, Yemen’deki Husiler ile Erdoğan’ın çok sevdiği Suriye’deki El Nusrası ve Mısır’daki Müslüman Kardeşler’ini terörist grup ilan etti. Kasım 2014’de IŞİD yayınlamış olduğu teolojik kitapta (Lands of al-Haramain and Yemen), “Bundan sonra ne Suud ailesine ne de onların askerlerine rahat yok, eninde sonunda İslami devletin muhafızları size ulaşacaktır” denmekteydi (7). ABD, Yemen’deki El Kaide’ye karşı Şii Husiler ile işbirliği yapacağını açıklamıştı. Washington, şimdilerde IŞİD’e karşı savaşmak için İran, Hizbullah hatta Esat rejimini ortak olarak görüyor ve bu eğilimi Suudi Arabistan’ın pek hoşuna gitmiyor. Ancak, Yemen konusunda ABD ve S. Arabistan tamamen aynı düşünmekte, ikisi de Arap yarımadasındaki El Kaide’den ve istikrarsızlıktan endişe etmektedir. Yemen’de kabilecilik, bölücülük tehlikesi ülkeyi yeni Afganistan haline getirebilir. Yemen kısa vadede ABD ile S. Arabistan’ın ortak yol izlediği bir yerdir. ABD ile işbirliği, insansız hava aracı (drone) üsleri ile Yemen’deki üslerin vurulmasını da kapsıyor. Sünni dünyanın savunuculuğuna soyunan Irak ve Suriye’deki IŞİD yanında Yemen’de Husilere karşı savaşan El Kaide, Suudi Arabistan’ın bölgesel ve dini rollerini çalmaya çalışıyor. Bugüne kadar IŞİD’in bazı unsurları Suudilere yönelik birkaç saldırı ile yetindi. Haritadan görüleceği gibi ülkenin kuzey ve orta kesimini kontrol ederek Arabistan devletini doğudaki Arap Yarımadası El Kaidesi bölgesinden ayırıyor. Suudi Arabistan, asıl tehdit olarak El Kaide’yi görmektedir. Bu nedenle, güneylerinde bir Husi kontrolünü cihatçı bir El Kaide (IŞİD) devletine göre daha muteberdir. Buradan çıkarılması gereken sonuç, Yemen’de Husiler kuzeye doğru püskürtülmedikçe hiçbir sonuç Suudi Arabistan için iyi olmayacaktır. Riyad’ın bölgesel stratejisi, geleneksel olarak İran ve onun Şii uzantılarına karşı muhafazakâr, selefi ideolojiye sahip Arap grupları desteklemek oldu. Suudi Arabistan tarafından, Selefiliğin gelişmesi, köktenciliği destekleyen ve bulundukları ülkelerde daha fazla konum edinmeye çalıştıkları için tehdit olarak görülen Müslüman Kardeşler ve bağlantılı örgütler gibi Ilımlı Sünni siyasal İslamcı grupların ideolojisini sınırlamak için de bir vasıta olarak görüldü.

Tablo: Ortadoğu’da Sünni-Şii Demografisi

Kaynak: Türkan Kebeci: Ortadoğu’nun Etnik ve Dini Yapisi, (27 Ağustos, 2014
Kaynak: http://yazarlar.gazeteny.com/2014/08/27/ortadogunun-etnik-ve-dini-yapisi/

Bahreyn ve Yemen’deki çatışmaların nedenlerinin arkasında; Suudi Arabistan’ın müdahalelerinin yanında bu ülkelerde İran’ın geleneksel Şii hareketlerini desteklemesi, Ortadoğu coğrafyasında iki ülke arasında devam eden Sünni-Şii mücadelesi yatmaktadır. Bu çekişme Arap Yarımadası’nın güneydoğu ucunda Bahreyn’den başlayıp, Irak-Suriye-Lübnan (Hizbullah) ve yarımadanın güney batısında olan Yemen’e kadar Suudi Arabistan’ı kuşatan bir hilal üzerinde devam etmektedir. Yemen’deki Suud – İran çekişmelerinin esas nedeni olarak Babul Mendeb Boğazı görülüyor. Riyad, Kızıldeniz’in Hint Okyanusu’na açıldığı Boğaz’ın Husilerin eline geçmesini engellemek istiyor. Husiler, boğazın kontrolünü ele geçirdikleri takdirde, İran yönetimi Arap Yarımadası’nın batı ucundaki deniz yolunu da kontrolü altına almış olacak. Bu durumda, Suudi Arabistan’ı köşeye sıkıştıracak (Harita 2). Babul Mendeb’in kukla yönetime sahip Suudi Arabistan tarafından kontrolü hem ABD hem de İsrail için de çok önemli. Çünkü Süveyş kanalının güneydeki çıkışı olan Aden Körfezi’nin kontrolünün Şii bir Yemen iktidarı eline geçmesi sadece İran değil müttefikleri Rusya, Çin’in de (BRIC ülkeleri) stratejik ayaklarının buraya basması demektir. Arap Yarımadası İran tarafından kuşatılmış olacak, etki alanı doğu Afrika sahilleri boyunca genişleyecektir. Şii bir Yemen’de üslenecek füzelerin ABD gemileri ve İsrail’i vurabilecek olması kabus olarak düşünülüyor. Diğer yandan ABD ve İsrail için Suudi Arabistan ve Arap ülkelerinin kovanından çıkarılıp İran’a doğru püskürtülmesi de tam aradıkları stratejinin parçası oldu. ABD, böylece Ortadoğu’daki tüm kuklalarını harekete geçirerek, onları bir hizaya sokma imkanı buldu. Körfez’dekilerden Arap ordusu kurarken, Suudi Arabistan-Mısır-Türkiye-Pakistan Sünni ekseni yeniden rüya görmeye başladı.

Suudi Arabistan krallığı, kendisini Mekke ve Medine gibi kutsal yerlerin koruyucusu, Sünni Arap dünyasının asıl savunucusu olarak görüyor. Ancak, bu krallık; şimdilerde Irak’tan Suriye’ye IŞİD’in kuşatması altında ve ilave olarak Yemen’de Şii Husilerin İran destekli iç savaşı (bu ülkenin de kaybı ile) kuşatmayı daha da artırabilir. Suudilerin asıl sıkıntısı İran ile karşı karşıya gelmek yanında Sünni cephenin son yıllarda zayıflamasıdır. S. Arabistan gözü ile 1000 yıldır ilk defa Irak’a Şii bir yönetim geldiği için bölgenin güvenlik tılsımı kaçmıştır. Efendisi ABD ile de ilişkileri sıkıntılıdır. ABD’nin Bahreyn’de demokrasi isteği ve Mısır’da Hüsnü Mübarek’e müdahale tarzı, ardından İran ile nükleer görüşmeleri ABD’ye olan güveni sarsmıştır. Suudi Arabistan’a göre ABD ne yaptığını bilmemekte, Güliver gibi ortalıkta gezinmektedir. Suudilere göre ABD daha büyük bir planı olmadan bir problemden diğerine koşmaktadır. ABD, dostlarına aniden sırtını dönerek bu coğrafyada sadakat ve kişisel dostlukların ne kadar önemli olduğunu unutmaktadır. ABD’nin gözünde İran ile görüşmeler aslında büyük oyun öncesi nafile ancak gerekli bir turdur. Paris saldırıları sonrası Körfez’de İngiltere ve Fransa’nın yeni yapılanmalara gitmesi bir işarettir. ABD için hem İran hem de başta Suudiler olmak üzere tüm Ortadoğu ülkelerinin suç karnesi zaten yeterince dolu. ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli deniz ve hava vasıtaları ise Bahreyn’de üslenmiştir. Yemen hasta bölgeye yeni bir giriş noktası olarak seçildi. Öte yandan ABD’nin İran ile yakınlaşması Arabistan’ı rahatsız ederken, Selefi cihatçı grupların yükselmesi de siyasal İslam ile ilişkilerini yeniden düşünmesine neden oluyor. Bu yüzden, Suudi Arabistan, 2015’te Libya, Suriye ve Yemen’de kendi çıkarlarını korumak için yeni politikalar oluşturmak zorundadır.

2011 yılında Erdoğan’ın Suriye’de Müslüman Kardeşleri iktidara getirmek için kurduğu El Kaide uzantısı El Nusra bugün IŞİD’ı doğurdu ve hala Ankara’daki hükümetin bu sevdası bitmedi. Suriye’deki iç savaş 2011’den beri 200 bin kişiden fazla kişinin ölümüne, 6.7 milyon kişinin ülke içinde evini terk etmesine, 3.8 milyon kişinin ülke dışına kaçmasına ve 13 milyon kişinin ise acil insan yardım ihtiyacı içinde yaşamasına neden oldu (8). Ancak, 2011’den beri köprünün altında çok sular aktı, ABD ve Suudi Arabistan Erdoğan’ın gerçek yüzünü gördüler, onun ipi ile kuyuya inilmeyeceğini biliyorlar. Erdoğan, örtülü ödeneği ve Hakan Fidan’ı ile Ortadoğu’da yeni oyunlara hazırlanırken, Katar ve Barzani’den başka kapısını çalacak kimsesi de kalmadı. Irak’ta Türkmenleri savunmak İran’a kaldı ve Erdoğan’ın Sünni cephe hayalini boşa çıkaran İran, şimdi hedefi oldu. Daha pragmatik olan Rusya ise geri planda en güçlü aktör ve Erdoğan gibi döke saça bir politika izlemiyor, daha büyük planların gereği görünmüyor. Yemen savaşında Suudi Arabistan’a bölge dışından güçlü destek ancak Sünni cihat pençesindeki Pakistan ve Sudan’dan gelebildi. Körfez’deki tek istisna İran ile dostça ilişkiler kurmak isteyen Umman oldu. Umman’da çoğunluk ne Sünni ne Şii, İbadi Müslümanlarıdır ve mezhep savaşı istemiyorlar. Yemen’deki hukuksuz Suudi Arabistan müdahalesine Erdoğan her zamanki gibi diplomatik teamüllere uymayan dili ile katıldı (9); “Yemen’de Husilerin yaptıkları sadece mezhepsel bir çatışmadır. Burada adeta bir Şii-Sünni çatışmasına dönüşmüştür.. Burada İran bölgeyi kendine domine etmenin gayreti içerisindedir. Irak’ta yapılanları görüyorsunuz.. Aynı şey Suriye için de geçerli. 300 bin insanın katili olan bir durum var. Bu katile destek veren bir anlayış. Yemen’den kuvveti gücü neyi varsa çekmesi lazım. Aynı şekilde Suriye’den Irak’tan çekmesi lazım. Bu ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı duyması gerekir” ifadelerini kullandı. İran’ın Irak’taki etkisini artırmak istediğini belirten Erdoğan, “İran Musul’da IŞİD’in yerini almamalı” diyerek, Barzani’ye destek mesajı vermeyi de ihmal etmedi. Anlaşılan Erdoğan, 2011’den beri Suriye’de başlattığı mezhep savaşının, Irak başta olmak üzere tüm Ortadoğu coğrafyasında yaşadığı başarısızlıkların suçlarını İran’ın üzerine yıkarak, hem kendini temizlemek hem de kamuoyunda hafıza kaybı yaratmak istiyor.

Sonuç

Ortadoğu’daki siyasi dönüşüm ve yeni haritanın oluşumu ile ilgili süreç devam etmekte, ancak büyük bir algı yönetimi ile gerçek niyetler ve aktörlerin asıl rolleri gizlenmektedir. Örneğin bugün bize terör örgütü olarak yansıtılan IŞİD gerçekte Batılıların kurguladığı, suni bir operasyonel güç ve şimdilik kimsenin IŞİD’i yok etmek gibi bir niyeti yok. Irak’ta Maliki’nin gönderilme nedeni Sünnileri dikkate almaması değil, Irak’ın toprak bütünlüğünü istemesi idi. Yemen’deki savaşın nedeni Husilerin iktidarı ele geçirmek için darbe düzenlemesi değil, tam aksine Yemen’de devam eden iktidarı paylaşma görüşmelerinden kurtulmak için Hadi’nin ülkeden kaçarak, ülkeyi dış müdahaleye açması ve Suudilerin iktidarı otoriter bir rejim altında tutma çabasıdır. Şu an Ortadoğu’da her ne kadar ABD ve kuklalarına karşı İran-Irak Merkezi Yönetimi- Suriye ve Rusya’nın bulunduğu bir grup denge kurmaya çalışıyor gibi gözükse de safların sıklığı o kadar kesin değildir. ABD, Ortadoğu haritasının yeniden oluştururken şimdilik İran ve Suriye seferlerini geri plana koyuyor çünkü durum tamamen kontrolden çıkabilir. Yemen’deki savaş ile Ortadoğu savaş sahnesine yeni aktörler sürülüyor ve uzun savaş stratejisi çalışıyor. Kuzeydeki Kürt devleti ve Kürt koridoru projesi devam ederken, Türkiye üzerinde etnik bölünme senaryosu da son aşamaya giriyor. Suudi Arabistan ise oldukça hassas bir konumdadır ve şimdilik durumu kontrol ediyor olsa da diğerlerinin başına gelen onun da başına gelecektir. Çünkü diğerleri ile demografileri aynıdır. Sonuç olarak, domino teorisi yürüyor, İslam dünyası içine sokulan fitnelerle birbirine düşürülürken, bu kaosta Batılılar ve İsrail kendi çıkarları için gerekli ortam ve fırsatları bulacaklardır.

Doç. Dr. Sait Yılmaz
@DocDrSaitYilmaz

Kaynakça

(1) Mahdi Dairus Nazemrova: The Geopolitics Behind the War in Yemen: The Start of a New Front against Iran, Strategic Culture Foundation, (30 March 2015).
(2) El Cezire: Devrik Lider İsyancılarla Bağlantıda, (21 Oca 2015), http://www.aljazeera.com.tr/haber/devrik-lider-isyancilarla-baglantida
(3) Matthew Russell Lee: On Yemen, Hadi Asks for UNSC Chapter VII Resolution, UNlike Iraq, United Nations, (March 24 th, 2015). http://www.innercitypress.com/yemen5aden032415.html
(4) Stratfor: Saudi Arabia and Iran Compete in Yemen, Analysis, (March 25, 2015).
(5) Bilal Y. Saab, Barry Pavel: Reassuring America’s Gulf Arab Partners, Atlantic Council, (March 24, 2015).
(6) http://emrehaber.com/2013/01/11/yemen-en-buyuk-petrol-rezervine-sahip/
(7) David B. Ottaway: Saudi Arabia: Immersed in Chaos, Woodrow Wilson International Center, (January 29, 2015).
(8) Seyed Hossein Mousavian: How to Fix the Syrian Mess, National Interest, (March 24, 2015).
(9) Milliyet: İran Tahammül Sınırını Zorluyor, (27 Mart 2015).

This entry was posted in TR and tagged by News4Me. Bookmark the permalink.

About News4Me

Globe-informer on Argentinian, Bahraini, Bavarian, Bosnian, Briton, Cantonese, Catalan, Chilean, Congolese, Croat, Ethiopian, Finnish, Flemish, German, Hungarian, Icelandic, Indian, Irish, Israeli, Jordanian, Javanese, Kiwi, Kurd, Kurdish, Malawian, Malay, Malaysian, Mauritian, Mongolian, Mozambican, Nepali, Nigerian, Paki, Palestinian, Papuan, Senegalese, Sicilian, Singaporean, Slovenian, South African, Syrian, Tanzanian, Texan, Tibetan, Ukrainian, Valencian, Venetian, and Venezuelan news

Leave a Reply