Yemen krizi uluslararası kamuoyu için yeni bir test

24 Mart 2015 tarihli mektubunda Yemen Devlet Başkanı Hadi, Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, Umman, Katar ve Kuveyt liderlerini Yemen’in BM Sözleşmesi 51. madde uyarınca meşru müdafaa hakkı kapsamında tüm tedbirleri almaya, yasal ifadesiyle rızayla meşru müdafaaya davet etmişti. Askerî müdahale uluslararası hukuk bağlamında birtakım problemlere sebebiyet vermektedir.

Öncelikle, BM Güvenlik Konseyi, 2204 sayılı ve 24 Şubat 2015 tarihli kararında “Yemen’in toprak bütünlüğü, bağımsızlığı, egemenliği üzerine güçlü bağlılığını” ve “Yemen’deki politik, ekonomik, insanî ve güvenlik durumları üzerine kaygılarını” bildirse de, Konsey henüz Sözleşme’nin 7. Bölümü bağlamında askerî bir müdahaleye yetki vermedi. Bu anlamda, askerî müdahalenin yasallığı Yemen Devlet Başkanı Hadi’nin devletleri rızayla güç kullanmaya davet etmesinde aranmalı.

Kısaca ifade edilirse, Körfez İşbirliği Konseyi’nin öncülük ettiği askerî müdahale “davetle müdahale” bağlamında yasal bir zemin bulabilir. Genel olarak egemen bir devlet kendi topraklarında yabancı güçlerin kuvvet kullanmasına rızasını bildirirse, bu rıza uluslararası hukukun en önemli ilkelerinden biri olan kuvvet kullanma yasağının oluşmasını engeller. Bu rıza, ya da yasal ifadesiyle davet, yakın geçmişte Suriye topraklarında vahşi eylemlerde bulunan IŞİD’e karşı Irak tarafından da yapılmıştı. Bununla beraber, Suriye kendi topraklarında kuvvet kullanılmasına rıza göstermeyince ve bu manada yalnızca “koordineli bir askerî operasyon” önerince, Amerika ve Irak, terörist bir yapının tehditlerini engelleme konusunda “başarısız ya da isteksiz” olursa, başka bir devletin topraklarında askerî müdahale bu temelde yasallık kazanabilir pozisyonunu almışlar ve bu pozisyon İngiltere gibi birkaç ülke tarafından destek bulmuştu. Elbette bu, modern uluslararası hukukta tartışmalı bir argüman ve Suriye’deki askerî operasyonların yasallığına duyulan şüphe ve bu eksende yapılan analizler de durumu ispatlamaya yetmektedir.

BM Sözleşmesi 51. maddede ifade edilen “toplu meşru müdafaa” hakkı uzun zaman devletler arası terimlerle anlaşıldı. Ancak, maddenin metninin devlet niteliği taşımayan aktörlere karşı da meşru müdafaayı kapsayıp kapsamadığı konusu uluslararası hukuka göre halen tartışmalı bir konu. IŞİD’e yapılan askerî müdahaledeki çekincelerin büyük kısmı Yemen’de Husilere karşı yapılan müdahalede de geçerliliğini korumakta. İfade edilmeli ki, Uluslararası Adalet Divanı (UAD), maddenin devlet dışı aktörlere karşı meşru müdafaayı da içerdiği hususu üzerine bir karar vermedi ve görüş bildirmedi. Bununla birlikte, 11 Eylül trajedisinden başlayarak bu konu üzerine yasal öğreti güçlü bir biçimde gelişti. Son IŞİD örneğinde görüleceği üzere, devlet uygulaması meşru müdafaanın devlet dışı silahlı çatışmalarda da uygulanabileceği tezini desteklemekte. Ancak yine de, toplu meşru müdafaa doktrininin devletler arası yönünü asla kaybetmeyeceği bir gerçek. Devlet dışı bir aktöre karşı askerî müdahaleye başvurulsa dahi, bu müdahale devlet dışı aktörün kısmen kontrolünde tuttuğu ana devletin topraklarında gerçekleşir. Uluslararası hukukta egemenlik yetkisinin dahi bir pahası vardır.

Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Dusko Tadic davasında ifade ettiği üzere, “devlet otoriteleri ve organize silahlı kuvvetler veya devlet içinde benzeri gruplar arasında uzun süren silahlı çatışmalar” varsa, o çatışma “uluslararası nitelikte olmayan silahlı bir çatışmadır.” Yemen örneğinde de, Yemen kuvvetleri ile Husiler arasında çatışmanın yoğunluğu bu sınırı aşmış görünüyor.

Bu manada, Yemen’deki “uluslararası nitelikte olmayan silahlı çatışma” Başkan Hadi’nin siyasî otoritesini halen koruduğu ve meşru bir hükümet olduğu anlamına gelebilir. Hukukilikten uzak siyasi tartışmaları bir kenara bırakarak, Yemen’de halen geçerli bir hükümetin varlığı Suudi Arabistan tarafından yönetilen askerî operasyonların tatmin edici ölçüde yasal bir zemin taşıdığı da söylenebilir. Yine de unutmamak lazım ki, müdahaleci devletlerin uluslararası insancıl hukuk ve insan hakları hukuku kapsamında yükümlülükleri vardır.

Yemen krizinin önemli yasal yönlerinden biri de üçüncü devletlerin bu çatışmaya karışma kapsam ve şekilleridir. Devletler çıkarları gereğince bir çatışmanın farklı kutuplarında yer alabilirler. Bununla birlikte, bir çatışmanın bir kutbunda yer almakla, silahlı bir çatışmaya yasal yükümlülükler doğuracak şekilde taraf olmak arasında ince bir çizgi vardır. Bu taraflılık durumu her türlü silahlandırma, teçhizatlandırma, finanse etme, askerî aktiviteleri destekleme gibi her türlü faaliyeti kapsamaktadır. UAD’nin Nikaragua davasında devletlerin bu faaliyetlerde bulunması yasaklanmış ve savaşan tarafların olduğu bir iç silahlı çatışmada diğer devletlerin tarafsız kalmaları gerektiği ifade edilmiştir. Dahası, bir devlet yukarıda sayılan faaliyetlerden birinde bulunmuşsa, bu o devleti uluslararası tarafsızlık hukuku kapsamında “beraber savaşan – co-belligerent” bir devlet yapar. İran ve Amerika’nın bu noktadaki faaliyetleri uluslararası hukuka göre şüphe uyandırmaktadır.

Körfez İşbirliği Konseyi’nce doğru bir şekilde ifade edildiği üzere, Yemen krizi “bölgenin güvenliği ve istikrarı adına önemli bir mesele ve dünya barış ve güvenliği için bir tehdit” haline geldi. Davetle askerî müdahalenin uluslararası hukuka göre tamamen yasal olduğu gerçeğini bir kenara bırakırsak, Yemen’deki mevcut durumu daha da kötüleştirebilecek riskler taşıması önemli bir argüman. Böyle bir durumda, savaşan tarafları bir antlaşma için aynı masa etrafına toplayabilmek çok zor hale gelebilir. Bu manada, askerî müdahalenin olası sonuçları yeterince değerlendirilmemekte. Askerî müdahalenin hızlı bir düzenlemeden ziyade uzun bir süreç olduğu akıldan çıkarılmamalı. Bu husus askerî müdahale konseptinin genel olarak en temel problemlerinden biri. Askerî müdahalelerin hızlı sonuçları alınır  alınmaz, uluslararası kamuoyunun askerî müdahale yapılan ülkeye siyasi ve finansal destek vermekte aciz kaldığı apaçık bir gerçek. Bu Kaddafi’nin devrilmesinden sonra Libya’da dramatik sonuçları olan bir tecrübeydi ve etkileri hâlâ devam etmekte. Bu açıdan, uluslararası kamuoyunun şimdiden Yemenlilerin geleceğini tasarlamaya başlamaları dünya barışını sağlama ve istikrar adına önemli bir husus. Askerî müdahale sürecinde olduğu gibi, Körfez İşbirliği Konseyi askerî müdahale sonrası inşa sürecinde de önemli görevler ifa etmelidir. Bu aslında, barış dolu bir gelecek umudumuzu koruyabilme adına en temel görev.

*Turgut Özal Üniversitesi Uluslararası Hukuk Bölümü

This entry was posted in TR and tagged by News4Me. Bookmark the permalink.

About News4Me

Globe-informer on Argentinian, Bahraini, Bavarian, Bosnian, Briton, Cantonese, Catalan, Chilean, Congolese, Croat, Ethiopian, Finnish, Flemish, German, Hungarian, Icelandic, Indian, Irish, Israeli, Jordanian, Javanese, Kiwi, Kurd, Kurdish, Malawian, Malay, Malaysian, Mauritian, Mongolian, Mozambican, Nepali, Nigerian, Paki, Palestinian, Papuan, Senegalese, Sicilian, Singaporean, Slovenian, South African, Syrian, Tanzanian, Texan, Tibetan, Ukrainian, Valencian, Venetian, and Venezuelan news

Leave a Reply